çok zaman geçmişti üzerinden. ne zaman var görüşmüyorduk. araya süfli işler girmişti ve pek çoktular.
(beni biliyordu. hiç saklamadım kendimi. en acıyacak yerlerimi benden iyi bildiğine emindim. ama sinsidir. bildiğini belli etmez.) çok kalabalıktı. pembe ışıklar ve bir sürü insan. yorgundum. kimsenin gözüne bakasım bile yoktu. merdivenleri inerken yavaşça seçmeye başladım tanıdığım yüzleri. sonra onu gördüm. (masada en dik oturan. seçmemek neredeyse imkansız. hep dik oturur. sarhoşken bile. gece 3'ken bile!). bir tek onun gözlerine bakasım geldi. çok konuşmadık, uzaktan bir selam. gecenin geç katılanıydım, köşeye sırnaştım.
o gece bir resimse, herkes bulanık, bir tek o netti. Gülüyordu ve eğleniyordu (ama şımarıkça değil, hiç sevmez şımarıklığı.) bense çok yorgundum, gerçekten, kimseye bir şey anlatasım yoktu. Sakince ona hayranlık duyuyordum.
Her zamandan bir farkı yoktu aslında. Hep görüştüğümüz gibi, yalın. Hep bildiğim ama ilk kez farkettiğim.
Tam da o gün. Neredeyse hiç konuşmadığımız o gün. Kimsenin gerçeğini gerçek saymam ya, benim bir gerçeğim varsa onun gözleriydi görmemi sağlayan. Bütün sorularımın içinde ilk defa bir cevap. (fazla romantik olur bazen, kendisi bile anlayamaz o ruh halini.) Anlatırken bilinen diğer duygulara yakınsayacak, onlarla anılacak diye hiç bahsetmedim. Onu anlatırken bir göz pırıltısı, adını duyduğumda bir sakinleşme hissi. Hepsine benzer gibi, ama hiçbiri değil. Kalemime hiç almadım.- sevmez işaret edilmeyi, dile getirilmeyi, üzerine de alınmaz zaten- Ama şerefine bir kadeh de mi kaldırmayayım?
holaa!...
http://fizy.com/#s/1bxme7
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder